22 Aral?k 2014, Pzt
   
Yazı Boyutu

Tüm site ve web üzerinde

DOSYA: OKULLARDA ŞİDDET NASIL ENGELLENİR?

Okullarda öğrencilerin maruz kaldığı şiddetle ilgili haberleri izleyen aileler çocuklarının okulda benzer bir durumla karşılaşıp karşılaşmadığıyla ilgili kaygı duymaktadır. Okuldaki şiddet olayların altında yatan sebepler incelendiğinde anne-babanın çocukluk dönemine kadar gitmektedir.

Çünkü ailede şiddete maruz kalan ya da şahit olan çocuklar, istediklerini elde etmek için okulda, okul çevresinde ve ailede şiddete başvurmaktadır. Buna öğretmenlerin, okul yönetiminin ve diğer çocukların olumsuz yaklaşımları da eklenince şiddet olaylarında artış görülebilmektedir. Bu sebeple çocukların maruz kaldıkları olumsuzlukların pek çok etkene bağlı olduğunu göz ardı etmemeli ve işbirliğini artırmanın yollarını aramalıyız.

Öğrencilere, ''disiplin ve ceza'' denildiğinde çocukların aklına ilk önce sözel ve fiziksel şiddet gelmektedir. ''Çocuklar dövülmeden terbiye edilir mi hiç!'' şeklindeki yaklaşım, çocukların şiddeti normalmiş gibi algılamasına sebep olmakta; çocuk kardeşini, arkadaşını dövmekten çekinmemektedir. Ailedeki olumsuzluklar hemen çocuğun iç dünyasına yansır. Okulda arkadaşı üzerinde söz sahibi olmak, küçük sınıflardaki çocuklara istediğini yaptırmak için şiddete başvurur. Öğretmenin, öğrenciler üzerinde otorite sağlayabilmek için bağırması, tebeşir fırlatması, kulak çekmesi, hakaret etmesi de durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale sokmaktadır.

Millî Eğitim Bakanlığı'nın eylem planı ve yakın zamanda bu konuda oluşan hassasiyet ile aileler bilinçlenmekte, öğretmenler çocukların derse aktif katılımını sağlamaktadır. Şiddeti ortadan kaldırmak için: Ebeveynler ailede alınan kararlarda çocuklarının da düşüncelerine değer vermeli, onun sorunlarıyla yakından ilgilenmelidirler. Eğitimde şiddeti kesinlikle kabul edemeyiz. Çocuk nasıl bir kusur işlemiş olursa olsun, dayakla cezalandırılmamalıdır. Sözel şiddete maruz kalan çocuklar içine kapanmakta, herkese karşı kin ve güvensizlik beslemektedir. Bu sebeple çocuğu rencide edecek konuşmalardan kaçınılması büyük önem taşımaktadır. Öğretmen, çocukların katılımını teşvik ederek, etkin rehberlik desteği sunmalıdır. Okulun genelini ilgilendiren durumlarla ilgili öğrencilerce seçilen bir temsilcinin görüşlerine başvurmak okul yönetimi ile yaşanacak sorunların önüne geçecektir. Şiddet olaylarının sebepleri ve çözüm yolları ile ilgili öğrencileri bilgilendirici çalışmalar artırılmalıdır.

Şiddet Hâlâ Okullarda Kol Geziyor

Eğitimciler Birliği Sendikası İstanbul Şubesi'nin, 2 bin 554 öğretmen ve idareci arasında yaptığı (2006) 'Eğitim ve Şiddet Araştırması'na göre, eğitim çalışanlarının yüzde 37.71'i öğrencilerin göstermiş olduğu şiddetin asıl kaynağını maneviyat eksikliğine, yüzde 31.71'i aile bağlarının zayıflamış olmasına, yüzde 11.90'ı okullardaki rehberliğin istenilen seviyede olmamasına, yüzde 18.68'i ise okullarda yeteri kadar disiplin olmamasına bağlıyor. Ankete katılan öğretmenlerin yüzde 71.18'i kendi öğrenciliklerinde şiddete maruz kalmadıklarını ifade ederken; yüzde 29'a yakını kendisine de öğrenciliğinde şiddet uygulandığını ifade ediyor. Öğrenciliğinde şiddete maruz kaldıklarını ifade eden öğretmenlerin yüzde 70'e yakını öğretmen ve okul idaresinden şiddete maruz kaldığını ifade ederken, ailesinden şiddet görenlerin sayısı yüzde 20'de kalıyor. "Bir öğretmen olarak öğrencinizle yeteri kadar ilgilendiğinizi düşünüyor musunuz?" sorusuna, öğretmenlerin yüzde 65.74'ü "Evet", yüzde 34.26'sı "Hayır" cevabını veriyor. Öğrencileri ile fazla ilgilenemediğini belirten öğretmenler sebep olarak; yüzde 47.31 oranı ile sınıfların kalabalık olmasını, yüzde 13.71 ile ailevî problemlerinin olmasını, yüzde 20.26 ile ek iş yapıyor olmalarını, yüzde 18.51 ile de ders yükünün fazla olmasını gösteriyor.

Hayatboyu Eğitim Gelişim Derneği (HEGEM) 2. Başkanı ve TBMM Şiddeti Araştırma Komisyonu Uzmanı Adem Solak, 60 ilde orta öğretim kurumundaki 26 bin öğrenciye yönelik yaptıkları anket çalışmasında, öğrencilerin sadece yüzde 1,5'inin sorunlarını öğretmen ve rehber öğretmenlerle paylaştıklarını belirlediklerini söyledi. Ankete katılan öğrencilere, 'zor şartlarda sorunlarınızı kiminle paylaşıyorsunuz?'' şeklinde yöneltilen soruya öğrencilerin yüzde 40'ı aile bireyleri, yüzde 54'ü arkadaş, yüzde 1,5'i öğretmen ve rehber öğretmen, yüzde 4,5'i ise diğer kişiler cevabını verdi.

Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), 1992'den 2006'ya kadar öğrencilerin karşılaştıkları öğretmen dayağının incelendiği anket çalışmasında, 1992'de öğrencilerin en çok karşılaştıkları bedensel cezalandırma biçiminin "tokat atma", 2006'da ise "kulak çekme" olduğu ortaya çıktı. Araştırmaya göre tebeşir ve silgi fırlatma oranlarında artma; başını duvara ve sıraya vurma, çok şiddetli dövme, kafa kafaya tokuşturma, ayakta durdurma, yumruk atma, cetvelle vurma uygulamalarında da azalma olduğu belirlendi. İlköğretim ve lise öğrencilerinin öğrenimleri boyunca karşılaştıkları öğretmen dayağının sebepleri, biçimi ve sonuçlarının araştırıldığı ankette, 1992'den 2006'ya kadar elde edilen veriler karşılaştırıldığında, öğrencilerin bedensel ceza ile karşı karşıya kalma sıklığının arttığı görüldü. Öğrencilerin büyük bir bölümü, mesleğinde ve özel hayatında sorunlu öğretmenlerin daha çok şiddete başvurduklarını belirttiler.

Şiddeti Ortadan Kaldırmak İçin Bütün Kesimlere İş Düşüyor!

Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürlüğü ile UNICEF işbirliği ile düzenlenen (2006) 'I. Şiddet ve Okul: Okul ve Çevresinde Çocuğa Yönelik Şiddet ve Alınabilecek Tedbirler Sempozyumu'na katılan kamu kurumu temsilcileri, akademisyenler, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, öğrenciler ve ebeveynler şu hususlarda görüş birliğine varmıştır: Çocuğun dünyasında şiddetin yeri olmamalıdır. Şiddetin önlenmesi için geliştirilecek stratejilerde çocukların katılımı sağlanmalıdır. Okul ve çevresinde şiddetin önlenmesinde toplumun her kesiminin görev ve sorumlulukları vardır. Bu çerçevede; kamu kurum ve kuruluşlarının; şiddetin önlenmesine yönelik caydırıcı düzenlemeler yapması, ihtiyaç duyulan insan ve maddî kaynakları seferber etmesi, öncelikli olarak, çocuklarla çalışan kamu görevlilerinin, şiddet olaylarının tesbiti ve çözümüne yönelik uygun eğitim almalarını sağlaması, bütün sorumlu taraflar arasında koordinasyonu sağlaması, çocuklara yönelik her türlü şiddetin yasak olduğu konusunda kapsamlı bir farkındalık oluşturulmasını sağlaması gerekmektedir.

Millî Eğitim Bakanlığı'nın; güvenli okullar oluşturulması amacıyla politikalar belirlemesi, standart ölçütler koyması, başta okul müdürleri ve öğretmenler olmak üzere bütün okul çalışanlarına şiddet ve önlenmesine yönelik çatışma çözme, arabuluculuk, olumlu disiplin yöntemleri gibi konularda eğitimler verilmesini sağlaması, etkili ebeveynlik eğitim programlarını yaygınlaştırması, çocukların sorunlarını iletebilecekleri ve çözüm üretilebilecek mekanizmaları hayata geçirmesi gerekmektedir. Kaliteli eğitimi hedefleyen çocuk dostu okul ölçütlerini geliştirerek bütün okullara yaygınlaştırması, öğrencilerin etkili iletişim, karar verme, problem çözme, çatışma yönetimi gibi temel hayat becerilerini geliştirmesi için gerçekleştirilen yeni eğitim programlarının etkin uygulanmasını sağlaması, okullarda san’at, spor gibi ders dışı faaliyetlerin geliştirilmesi için altyapıyı sağlaması çok önemlidir.

Okulların; insan haklarına ve onuruna saygı ilkesini benimseyerek hayata geçirmeleri, ev, okul ve toplum arasındaki iletişimi güçlendirmeleri, öğrenciler ve personel için katılımcı yollarla davranış kuralları belirlemeleri, bireyin, gelişim dönemlerini dikkate alan disiplin tedbirlerini almaları gerekmektedir. Şiddet olaylarına karşı net ve tutarlı bir tavır sergilemeleri ve bunları görmemezlikten gelmemeleri, öğrencilerin güvenliğini sağlayacak tedbirleri almaları, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 12. maddesi doğrultusunda çocukların karar verme süreçlerine aktif katılımlarını sağlamaları gerektiği unutulmamalıdır.

Anne babaların; çocukları için model teşkil ettiklerinin ve çocuklarının okuldaki davranışlarının büyük bir ihtimalle onların evde gördükleri muameleyi yansıtacağının bilincinde olmaları, kabul edilebilir ve kabul edilemez davranışlara net sınırlar koyarak şiddet konusunda, çocukları için yol gösterici ve açık kurallar belirlemeleri çok önemlidir. Aile içi demokrasiye önem vererek hayata geçirmeleri, çocukları ile güven ilişkisi oluşturarak onların arkadaşlarından, nerede olduklarından ve ne yaptıklarından haberdar olmaları, güvenli bir eğitim ortamının sürdürülmesine ilişkin okul politikalarını ve kurallarını desteklemeleri büyük önem taşımaktadır.

Medyanın; aile ve çocukların bilinçlendirilmesi konusunda planlanan ve uygulanan çalışmalara destek vermesi, şiddetle mücadele alanındaki olumlu gelişmeler üzerinde yoğunlaşarak, okullarla ilgili haberlerin yayınlanmasında daha özenli davranması, okulun faaliyetleri ve başarıları ile ilgili bilgileri kamuoyu ile paylaşarak okulu desteklemesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Okulda Şiddet Üzerinde Düşünmek Lâzım

MEB Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Dairesi Başkanlığı (EARGED), öğretmenlerin şiddet konusundaki görüşlerini ortaya koyarak şiddetin okullarda ve toplumda önlenebilmesi amacıyla çözüm teklifleri geliştirmek için "Öğretmenlerin Şiddet Konusundaki Bilgileri, Gözlemleri, Değerlendirmeleri ve Çözüm Önerileri" konulu önemli bir araştırma yaptı.

Bu konuya öğretmenlerin bakışını anlamak, sorunların daha hızlı çözüme kavuşturulmasında büyük önem taşımaktadır. Her bölgeden toplam 7 ilde yapılan anket, endüstri meslek lisesi, kız meslek lisesi, ticaret meslek lisesi, imam hatip lisesi ve genel liselerden toplam 1040 öğretmene uygulandı, anketi 840 öğretmen cevapladı. Öğretmenlere okulda şiddete yönelik tedbirlerin, görüşlerin, çözüm yollarının sorulduğu anket sonucuna göre, öğretmenlerin yüzde 86'sı okulda şiddete karşı alınan tedbirler kapsamında "ziyaretçiler için kayıt defteri tuttuklarını" belirtti. Öğretmenlerin yüzde 82'si "belirli aralıklarla öğrencilerin üstlerinin arandığını", yüzde 36,6'sı ise "okulda özel güvenlik personelinin çalıştırıldığını" ifade etti.

Ankette, öğretmenlere "Okullarda personel tarafından öğrencilere karşı şiddet unsuru taşıyan davranışlara rastlıyor musunuz?" sorusu yöneltildi. Öğretmenlerin büyük çoğunluğu personelin öğrencilere şiddet uygulamadığını öne sürdü. Öğretmenlerin yüzde 90'ı okulda şiddet olayı gerçekleştiğinde olaya karışan öğrencileri rehberlik servisine yönlendirdiklerini belirtirken, sağlık kurumuna sevk ettiklerini belirtenlerin oranı ise yüzde 16,4'te kaldı.

Ankette, öğretmenlerin "öğrencilerinin okul dışında şiddet olaylarına karıştığı duyumu alıp almadıkları" da araştırıldı. Buna göre, endüstri meslek lisesi öğretmenlerinin yüzde 74,7'si, ticaret meslek lisesi öğretmenlerinin yüzde 65,4'ü, genel lise öğretmenlerinin yüzde 65,5'i böyle bir duyum aldıklarını, kız meslek lisesi öğretmenlerinin yüzde 63,2'si, imam hatip lisesi öğretmenlerinin yüzde 79,9'u ise hiçbir duyum almadıklarını söylediler.

Bütün okul türlerinde görev yapan öğretmenlerin "çoğunluğu" şiddete karışma potansiyeli olan öğrencilerin tesbit edilmesine yönelik bir çalışma yapmadıklarını dile getirdi. Ticaret meslek lisesi öğretmenlerinin yüzde 54,3'ü, imam hatip lisesi öğretmenlerinin yüzde 56,5'i okulda şiddet olayı yaşandığında bir müdahale planlarının olduğunu ifade ederken, diğer okullardaki öğretmenlerin yarıdan biraz fazlasının bir müdahale planlarının olmadığı görüldü.

Öğretmenlerin yüzde 58,3'ü öğrencilerinin şiddet olaylarından rahatsız olduklarını belirtirken, öğretmenlerin yüzde 38,9'u ise öğrencilerinin şiddet olaylarından rahatsız olmadıklarını söyledi. Kalabalık okullarda şiddetin artması durumuna ilişkin öğretmenlere görüşlerinin sorulduğu ankette, okullardaki öğrenci sayısının kalabalık olmasının şiddet olaylarının daha fazla yaşanmasında önemli bir etken olduğu tesbitine yer verildi.

Medyanın şiddet olaylarını kamuoyuna ne derecede doğru yansıttığına ilişkin ise öğretmenlerin yüzde 45,6'sı medyanın şiddet olaylarını oldukça abarttığını öne sürdü. Anket, öğretmenlerin çoğunluğunun öğrencilerin şiddeti çözüm yolu olarak gördüğü düşüncesinde birleştiğini ortaya koydu. Öğretmenlerin, yüzde 80'inin şiddetin önlenebileceği görüşünü taşıdıklarını dile getirdi. Anketin değerlendirilmesinde, öğretmenlere göre, okullarda kültürel ve sosyal faaliyetlerin yeterli olmadığının anlaşıldığı belirtilerek, okullardaki şiddetin önlenmesinde son derece önemli olan bu tür faaliyetlerin arttırılması için düzenlemelerin yapılmasının gerekli olduğu kaydedildi. Öğretmenlerin çoğunluğu şiddet konusunda hizmet içi eğitime ihtiyaçları olduğunu, öğrencilere "çatışma yönetimi kursu" ve "stresle başa çıkma eğitimi"nin verilmesi gerektiğini belirtti.

Gençlerimize Göre ‘Özgüven’

Bağımsız Eğitimciler Sendikası'nın (BES) 18-30 yaş arasındaki gençlere yönelik yaptığı "Gençlik ve Özgüven" ankete göre Türk genci, kuvvetli bir özgüvene sahip olmak için en çok "maddî güce" ihtiyaç duyuyor. BES'in "Genç nüfusu iyi anlayabiliyor muyuz, gençlerimizi geleceğe iyi hazırlayabiliyor muyuz?" sorularına cevap bulmak amacıyla yaptığı anket, gençlerin özgüvenlerinin "maddî güce" bağlı olduğunu ortaya koydu. Ankette yer alan "Bir kişinin kuvvetli bir özgüvene sahip olması için en çok neye ihtiyacı vardır?" sorusuna, gençlerin yüzde 19,1'lik bir çoğunluğu "maddî güç" derken, yüzde 15,15'i "bilgi birikimi", yüzde 12,94'ü "güçlü aile", yüzde 12,06'sı ise "liderlik" dedi.

Gençlerin, sizce "Bir iş kurmak ve başarılı olmak için en önemli unsur nedir?" sorusuna da yüzde 35,56'sı "iş fikri" derken, 23,20 ise yine maddî güce işaret ederek "sermaye" cevabını verdi. Ankette yer alan, "Şimdi ya da gelecekte kendi işinizin patronu olmayı planlıyor musunuz?" sorusuna gençlerin yüzde 57,57'si "hayır" derken ancak yüzde 30,71'i "evet" cevabını verdi. Gençlerin yüzde 70,18'i de "Başka bir ülkede yaşamış olsaydı daha aktif ve konumunun şimdiye göre daha iyi" olacağını düşünüyor. Gençlerin yüzde 70,83 kendine güvenlerinin "tam" olduğunu belirtmesine rağmen, yüzde 47,12 gibi büyük çoğunluğu, "Eğitim sisteminin size 'kendi kendime yeterim' duygusunun aşıladığına inanıyor musunuz?" sorusuna ise "kesinlikle inanmıyorum" cevabını verdi. Geçlerin yüzde 70,43'ü "Okulda, işte ve diğer ortamlarda fikirlerini rahatça dile getirdiğini" söylerken, yüzde 55,09 ise "Herhangi bir konuda karar alırken, her şeyi kaybetme riskini göz önünde bulundurur musunuz?" sorusuna "hayır" cevabını verdi.

STK’lar Şiddete Karşı Harekete Geçiyor

Yaptıkları araştırmaları "Çözüm Önerileri" ismiyle bir rapor halinde toplayan Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) yönetim kurulu üyeleri, hazırladıkları bu raporu geçtiğimiz hafta içerisinde TBMM Şiddet Olaylarının Sona Erdirilmesi ve Şiddet Eğiliminin Oluşmasının Engellenmesi Komisyonu Başkanı Halide İncekara'ya sundu. Komisyon üyelerinin incelemesi için hazırlanan 60 maddelik raporun, şiddetin sonucunun değil sebebinin yok edilmesi bakışıyla hazırlandığına dikkat çekildi.

Özellikle örgün eğitim kurumlarında öğrenim görmekte olan 6-25 yaş aralığındaki bireylerin farklı kişilik evrelerinde bulunduğu hatırlatılan raporda, şiddet eğiliminin ve şiddet olaylarının sona ermesine yönelik çözüm uygulamalarında farklı kurum ve kuruluşların ortak işbirliği içerisinde olması gerektiğine dikkat çekiliyor. Bu ortak çalışmanın kurumların, sivil toplum örgütlerinin öznel değer ve ilkelerinden bağımsız bir şekilde yürütülmesi gerektiği, eğitim hizmetlerinin sunulması ve yürütümünden birinci derecede sorumlu ve yetkili olan Milli Eğitim Bakanlığı'nın sorunun çözümünde tek başına yeterli olamayacağı vurgulanıyor. Çözüm süreci içerisinde Kültür Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Kadın ve Aileden ve Diyanet İşleri Başkanlığından Sorumlu Devlet Bakanlıkları, Sağlık ve İçişleri Bakanlığı'nın merkez ve taşra teşkilatı birimlerinin mutlak surette dahil edilmesi ve ayrıca konu ile ilgili sivil toplum kuruluşları ile kanaat önderlerinin de sürecin tespit veya çözüm uygulamaları evresine dahil edilmesi gerektiği savunuluyor.

Söz konusu raporla ilgili olarak bir açıklama yapan Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündogdu, şiddetin her hangi bir yaş grubuna münhasır bir sorun ve durum olmadığı ve ortaya çıktığı söyledi. Sosyal alanın sadece eğitim kurumları ile sınırlı olmadığını iddia eden Gündoğdu, şiddet olaylarının sadece eğitim kurumlarında gerçekleşmemekte toplumsal yaşamın her alanında ortaya çıkmakta olduğunu açıkladı.

Okullarda var olan şiddeti engellemek gibi bir bakış açılının yanlış olacağını savunan Gündoğdu, "Şiddeti eğiliminde olan bireylerin bu eğilimi okul dışındaki alanlarda somutlaştırabilecekleri gibi bir zımni kabulü içermesi nedeniyle sakıncalı bir yaklaşımdır. Bu nedenle, okullarda şiddetin engellenmesine yönelik çalışmayı toplumda şiddetin engellenmesine ilişkin çalışmanın bir sahası olarak kabul edilmelidir. Genel itibariyle toplumda şiddetin ve şiddet eğilimin sona erdirilmesinin gerektiğine inanıyorum. Şubelerimizim katılımıyla yapmış olduğumuz şiddet konulu anket, analiz ve değerlendirme çalışmaları sonuçlarından çıkan sonuçlar, görüş ve önerileri birleştirerek geniş bir rapor oluşturduk" dedi.

Toplumda şiddetin engellenmesi için ilk yapılacak icraatın gelir dağılımındaki adaletsizlik giderilmesi olacağına işaret edilen raporda, düşük gelir düzeyine sahip birey ve ailelere sunulan yardımların miktarı arttırılması isteniyor. Örgün ve yaygın eğitim kurumlarında sunulmakta olan rehberlik hizmetlerindeki personel ihtiyacı giderilmesi; öğrenim sürecinde olan bireylerin okulda ve okul dışında kendilerini ifade etmeye yönelik etkinlikler yapmasına imkânlar hazırlanmasının önemine değiniliyor.

Gerek yazılı gerekse görsel medya organlarında hayata ve insana dair verilen iyi örneklerin sayısının artırılması, mesleki ve teknik öğretim veren kurumlarındaki öğrenci sayısının azalmasının engellenmesi gerektiğinin altı çiziliyor. Ceza uygulamaları amaç olarak değil araç olarak öngörülmesi ve örgün eğitim kurumlarındaki sınıf mevcutları 24-30 arasında olacak şekilde okul ve sınıf sayılarının artırılması gerektiği dile getiriliyor. Aileleri parçalanmış bireylere ve öğrencilere yönelik rehabilite çalışmaları, küçüklerin ve gençlerin madde bağımlılığı konusundaki bilinçlerinin arttırılması gerekli görülüyor. Birey ve öğrencilerin gelecek kaygılarını sona erdirecek istihdam politikaların hayata geçirilmesi ve işsizliğe dayalı gayri meşru hayat tercihlerinin engellenmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

"Şiddet ve ahlaki değerleri yıpratıcı unsurlar içeren görsel ve yazılı yayınların denetlenmesi ve gerekli yaptırımlarla muhatap kılınmasında hassasiyet gösterilmedir" delinen raporda görsel yayın organlarındaki programlardan söz edilerek, "Toplumsal bilincin artmasına katkısı olmayan hatta toplumsal yapı içerisindeki gelir düzeyine dayalı gruplar arasında hasmane tutumlar oluşmasına neden olan magazin içerikli programların içeriklerinin belirlenmesinde yayıncı kuruluşlar tarafından gerekli hassasiyetin gösterilmesine yönelik olarak bu kuruluşların sahipleri ve yetkilileriyle görüşmeler yapılarak özellikle gençlerimizin ve çocuklarımızın bu programlar aracılığıyla sahip oldukları yakış açılarının olumsuzluğu ortaya konmalıdır" ifadelerine yer verildi.

Ergenlik çağındaki birey ve öğrencilere yönelik olarak eğitim kurumları ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca sunulan hizmetlere özel önem verilmeli istenen raporda, konuyla ilgili olarak şu ifadelere yer verildi: "Bu konumda bulunan birey ve öğrencilerin söz konusu dönemi sıkıntısız şekilde geçirmelerine imkân sağlayacak organizasyonlar hazırlanmalıdır. Gerek öğrencilerin gerekse diğer bireylerin kendilerini ifade etmek ve gerçekleştirmek amacıyla çeteleşme veya benzeri tercihlerinde bulunmalarını engelleyecek argümanlar geliştirilmeli, var olan bu tür oluşumların beslendiği neden ve kaynakların tespiti amacıyla eğitim, sağlık ve güvenlik hizmeti sunan kurum ve kuruluşlarca ortak çalışma yapılmalıdır. Yüksek öğretim sürecinden birinci derece yetkili ve sorumlu olan YÖK'un şiddet konusuna olan duyarsızlığı giderilerek sahip olduğu yetki ve sorumlulukların gereklerini yerine getirmek ve üniversitelerimizdeki azımsanmayacak sayıdaki şiddet olaylarının sona erdirilme için sorumluluk alması sağlanmalıdır" denildi.

BÖLÜM 2: ÇOCUKLARINIZI TACİZDEN NASIL KORUYABİLİRSİNİZ?

Okulda çocuğunun akran istismarına ve rahatsız edilmeyle karşılaştığını ya da bunu diğer arkadaşlarına yaptığını öğrenen ebeveynler büyük panik yaşamaktadır. Bu durumu fark eden yetişkinlerde kızgınlık, şaşkınlık, pişmanlık duyguları ortaya çıkmaktadır. Akran istismarı; o anda daha güçlü olan kişi ya da grupların daha güçsüz olan kişiye birden fazla olmak üzere rahatsız edici davranışlarda bulunması ve incitmesidir. İstismar, vurma gibi şiddet içerebileceği gibi, sözel (lâkap takma, dalga geçme vb) de olabilir. Bazen eşit güçte öğrenciler arasında bir konuyla ilgili bir kez tartışma yaşanabilir, bu durum istismar değildir.

Öğrencinin akran istismarı ve rahatsız edilmeye maruz kaldığı nasıl anlaşılır?

Çocuk, okula gitmek istemez ve pek çok bahane üretir. Zaman zaman okuldan kaçar. Derste yeterince etkin değildir, başarısızdır. Kendine olan güveni zayıftır. Sürekli tetiktedir, geceleri uyuyamaz, kâbuslar görür ve içine kapanır. Sıkıntılarını çevresine anlatmak istemez. Sinirini kendinden küçük çocuklardan ya da kardeşlerinden çıkarmaya çalışır. Asabidir. Vücudunda sebebini söylemediği çizikler, morluklar vardır. İstenmedik davranışlarda (rahatsız eden arkadaşlarına vermek üzere para çalması ya da yalan söylemesi vb) bulunur.

Ebeveynler çocuğa nasıl yaklaşmalıdır?

Öncelikle yetişkinler, çocuğu dikkatle dinlemeli ve yanında olduklarını çocuğa hissettirmelidirler. Ona verilecek öneriler mantıklı olmalıdır. ‘Sen de ona vur, senin elin armut mu topluyor?’ gibi öneriler, çocuğun daha fazla istismara uğramasından başka bir işe yaramaz. Öğrencinin bulunduğu ortamdan ve o arkadaşlarından uzaklaşması, yeni arkadaşlar edinmesi tavsiye edilebilir.

Aynı davranışların devam edip etmediğini çocuğa sormak gerekir. Olaylar ne zaman, nerede yaşandı? Kaç kişilerdi, gören oldu mu ve bu konuda bir şey yapıldı mı? Okul yönetimiyle konuşmak ve işbirliği içinde olmak çok önemlidir. Öğretmenle görüşmeli ve neler yapılabileceği hakkında görüş birliğine varılmalıdır. Okulun rehberlik servisi de bu sürece dâhil edilmelidir. Toplantılarda soğukkanlı olmak ve neler yapılabileceğini önceden düşünmek faydalı olacaktır. Gerekirse bunlar not alınmalıdır. Öğretmen de aileler gibi istismarı fark edememiş olabilir. Durumun soruşturulması zaman alır. İlk aşamada neler yapılması gerektiği ve adımlar belirlenmelidir. Çocuğunuza istismar ve rahatsız etme davranışında bulunan çocuklara direkt yaklaşmaktan veya ailesiyle kendi aranızda durumu çözmeye çalışmaktan kaçının. Bu davranışlar genellikle olayların daha karışık ve içinden çıkılmaz bir hal almasına sebep olmaktadır. Çocuğun karşılaştığı sorunları güvendiği öğretmenleriyle paylaşması teşvik edilmeli ve okulla işbirliği koparılmamalıdır.

Benim çocuğum başkalarına karşı rahatsız edici davranışlarda bulunuyorsa?

İstismara uğrayan çocuğa ya da ailesine doğrudan yaklaşmayın. Akran istismarına uğrayan ya da başkalarına yapan öğrencileri okul idaresine bildirin. Çocuğunuzun bu davranışını savunmaya çalışmayın ve diğer velilerden bu konuda destek almaya çabalamayın. Çocuğunuza arkadaşlığın güzelliğini ve empatiyi anlatın. İstismarın ne kadar kötü bir şey olduğunu izah edin. Ailenizde de benzeri davranışların yaşanmamasına özen gösterin.

Dayakla cezalandırma işe yaramaz

Saldırgan çocuklar, duygusal olarak diğer arkadaşlarıyla, öğretmenleriyle iletişim kuramazlar. Saldırganlık, okulda itişip kakışmak ya da küçük atışmalardan daha ciddî ve sürekli bir durumdur. Bu çocuklar saldırganlık yönlerini, diğer öğrenciler üzerinde üstünlük sağlamak amacıyla kullanırlar. Saldırgan özellikler sergilediğinde çocuğun istedikleri yerine getirilmemelidir.

Dayakla cezalandırıldığında çocuk daha da sinirli olur ve başkalarına zarar verebilir. ABD’nin Kuzey Carolina eyaletinde bulunan Duke Üniversitesi Çocuk ve Aile Politikaları Merkezi araştırmacıları tarafından farklı kültürel değerlere sahip altı ülkede gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre, hangi kültürel ortamda olursa olsun dayak yiyen çocuklarda şiddet eğilimi daha fazla olurken, endişe oranlarının da arttığı tesbit edildi. Araştırmacılar, çocuklara uygulanan dayak ile çocuklarda şiddet ve endişe bağıntısının, dayağın kültürel olarak genel kabul gördüğü Kenya’da en düşük olduğunu belirlerken, bu bağıntıyı en yüksek oranda şiddet karşıtı Budist öğretinin yaygın olduğu Tayland’da tesbit ettiler. Bu çocukların grup çalışmalarına katılması teşvik edilmeli, isteklerini şiddet yerine konuşarak ifade etmesi öğretilmelidir.

Okulda, çocukların eğitime sağlıklı biçimde devam edebilmesi için okul ve aile işbirliği çok önemlidir. Bilinçli olmak, öğrencileri doğru gözlemlemek faydalı olacaktır.(kidscape.org.uk)

Çocuk İstismarı Sınır Tanımıyor

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürü İsmail Barış, 5-6 aylık çocukların bile artık dilencilerin sömürü aracı olduğunu belirtti. Para verilen çocuk dilencilerin de sokağa bağlanmış olduklarına dikkat çeken Barış, dilenciliğin önüne geçilmesi için birlikte hareket etmek gerektiğini vurguladı. Çocukların, dilencilik yapan anne ve babalarının kucaklarında yazın kavurucu güneş altında, kış aylarında ise ayazda dolaştırılmasının üzüntü verici olduğunu dile getiren Barış, “Buna fırsat vermemek gerekiyor. Çünkü devletin ciddî mânâda sosyal destek sağlayan kurumları var. Ama bunları meslek ve sektör haline getirenler de var. Çocukları dilendiren ya da kendisi dilenirken onları istismar aracı olarak kullanan kişilere karşı halkımızla birlikte mücadele etmeliyiz” dedi. Merhamet duygularıyla bu tür insanlara destek olunmamasını tavsiye eden Barış, “Para vererek çocukları sömürenleri teşvik etmiş, çocukları da sokağa bağlamış oluyoruz” şeklinde konuştu.

Çocukların dilendirilmesi konusunda var olan koruyucu yasalara da dikkat çeken Barış, “Meselâ, sağlığını tehlikeye sokacak şekilde çocukları istismar eden kişilere 30 aya kadar hapis cezası verilebiliyor. 12 yaşından küçük bir çocuğa aile efradından fena muamelede bulunan şahsa da hapis cezası uygulanabiliyor. Ayrıca, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 33. maddesine göre dilencilik yapan kişilere para cezası verilebiliyor ve elde edilen gelire el konuluyor” sözleriyle yasal hükümleri aktardı.

Çocuklar tehlikede

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Sosyal Pediatri Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Gazi Üniversitesi Çocuk Sağlığı Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Figen Şahin, Türkiye'de erkek çocuklarının cinsel istismara uğramayacağı gibi bir yanılgı olduğunu belirterek, ''Erkek çocuklar da neredeyse kız çocukları kadar cinsel istismara maruz kalabiliyor'' dedi. Şahin, Türkiye'de çocuklara yönelik ihmal ve istismar vakalarının azımsanmayacak ölçüde olduğunu söyledi. Türkiye'de özellikle dayak vakalarının çok yaygın olduğunu kaydeden Şahin, ''Yasal açıdan çocuğun vücudunda bir iz bırakacak kadar şiddetli dayağa fiziksel istismar dense de, biz hepsinin aslında çocuğun ruhuna zarar verdiğini düşünüyoruz. O yüzden her çeşit dayak, kötü muamele, duygusal olarak kötü davranışlar çocuğun duygusal gelişimini olumsuz etkileyen şeyler'' dedi.

Eğitimli eğitimsiz tüm ebeveynlerin çocuk yetiştirme konusunda eğitim alması gerektiğini ifade eden Şahin, anne babaların çocuk yetiştirirken kendi ebeveynlerini model aldıklarını söyledi. Şahin, uygun anne-babalık modelleriyle yetiştirilmenin çocuk sağlığı açısından çok önemli olduğunu ifade ederek, ''Anne baba çocuğu doğru şekilde yetiştiremiyorsa, terbiye edeceğim diye dövüyorsa ya da ona kötü davranıyorsa o zaman çocuklar hem ruhsal hem de duygusal açıdan çok sağlıklı yetişemiyor. Bu konuda ebeveynlerin eğitim çok önemli. Ehliyet almak için bile bir eğitim gerekir. Araba kullanmak bir çocuğu yetiştirmeye göre çok daha kolay bir iş. Ama araba kullanmak için bu kadar çaba gösterirken, aynı çabayı çocuğumuzu nasıl yetiştirelim diye göstermiyoruz'' diye konuştu.

Merkezlerine gelen 139 çocuktan 94'ünün ihmal ve istismara maruz kaldığını belirten Şahin, bilinenin aksine kız çocuklarının da erkek çocukları kadar fiziksel istismara uğradığını kaydetti. Türkiye'de erkek çocuklarının cinsel istismara uğramayacağı gibi bir yanılgı olduğunu kaydeden Şahin, erkek çocuklarının da kız çocuklarına yakın bir oranda cinsel istismara maruz kaldıklarını söyledi. İstismara uğrayan 94 çocuktan 54'ünün kız olduğunu ve bunlardan 38'inin (yüzde 70.4) cinsel istismara maruz kaldığını ifade eden Şahin, istismara uğrayan 40 erkek çocuğun da 26'sının (yüzde 65.0) cinsel istismarla karşı karşıya kaldığını söyledi.

BÖLÜM 3: ŞİDDETE GİDEN YOL: ÖĞRENCİ ŞAKALARI!

Okul, sosyalleşme alanı olması sebebiyle, çocukların sürekli birbiriyle iletişim halinde olduğu bir ortamdır. Çocuklar okulda eğlenmek amacıyla birbirlerine şakalar yapabilmektedir. Sevgi gösterisi ya da oyun amaçlı bu davranışlar çok ciddi kazalara sebep olabilir. Öğrencilerin bilinçlendirilmesi, olası kötü durumların da önüne geçecektir.

Sınıf, kazalara en müsait ortamlardan biridir

Sınıf; sıralar, öğretmen masası, yazı tahtası, kütüphane, giysi dolabı gibi sivri köşeleri olan araçlarla doludur. Öğrenci, arkadaşıyla şakalaşırken onu ittiğinde başını bu sivri köşelere vurarak, beyin travması, kanama ve bayılma gibi durumlar doğabilir. Çocuk, sırada otururken genellikle elinde bir kalem olur. Bu sırada arkadan bir arkadaşı sırtına şaka amaçlı vurduğunda kalem öğrencinin göğsüne, yüzüne ya da vücuduna saplanabilir. Sınıf içinde çelme takmak, yerleri ıslatmak dengeyi kaybedip düşmeye sebep olur. Sınıf kapılarının aniden açılması, öğrencilerin oturdukları yerlerdeki pencerelerin açık bırakılması da istenmeyen durumları beraberinde getirebilmektedir. Uçlu kalemlerin dış kabı ile diğer arkadaşlara minik kâğıtlar üflemek son derece yanlıştır. O minik kâğıt topakları, öğrencinin gözüne denk geldiğinde, görme bozuklukları oluşabilmektedir.

El şakaları kötü sonuçlar doğurabilir

Öğrencilerin birbirlerinin enselerine vurması da çok yanlış bir davranıştır. Arkadaşı ensesine hızla vurduğu için beyninde ciddi rahatsızlık oluşan ve hayatını kaybeden öğrencinin haberleri uzun süre gazetelerde yer aldı. Gerçekten de öğrenciler el şakalarıyla istemeden birbirlerine zarar verebilmektedir. Son zamanlarda öğrencilerin şakayı değerlendirme biçimi çığırından çıkmıştır. Bazı öğrenciler, o an başka bir yere bakan arkadaşının tam göz hizasında parmağını boşlukta tutmakta ve arkadaşına seslenmektedirler. Diğer öğrenci bu sırada döndüğünde arkadaşının parmağı gözünün çok yakın bir noktasından geçmektedir. Eğer öğrenci biraz daha hızlı başını çevirse, parmak gözüne değebilir ve yaralanmalar meydana gelir. Bu tür şakalarının yapılmaması için mutlaka öğrencilerle konuşulmalıdır. Bazı şakalar hemen güncelliğini kaybeder ve onun bir derece daha kötüsü ortaya çıkar. Öğretmenin gözü sürekli öğrencilerin üzerinde olmalı ve çocukların birbirlerine yaklaşımları değerlendirilmelidir.

Öğrenciler, ani hareketlerden kaçınmalıdır

Merdivenden inerken, arkadaşını itmek, korkutmak, çelme takmak, çantasını ve saçını çekiştirmek, merdivenlerden yuvarlanmasına sebep olabilir. Okul tuvaletlerinin zemini sürekli ıslak olduğundan buralarda öğrenciler birbirlerine şaka yapmamalıdır. Ayağın kayması sonucu düşme olaylarının büyük çoğunluğu tuvaletlerde olur. Çocuklar, ellerindeki araçları biçimi ne olursa olsun arkadaşlarına fırlatmamalı ve onları bu şekilde korkutmamalıdırlar. Öğrencinin fırlattığı kalem, arkadaşının vücuduna saplanabilir, başına denk gelerek istenmeyen durumlar yaratabilir.

Yiyeceklerle şaka yapılmamalıdır

Öğrenciler, birbirlerine ele ya da ağza boya yapışmasını sağlayan şaka amaçlı şeker ve yiyeceklerden sıkılıkla alırlar. Öğrenci, arkadaşının verdiği kimyasal maddeleri yuttuğunda besin zehirlenmesi yaşayabilir. Besinlerle ilgili kesinlikle şaka yapılmamalıdır. Normal besinlere başka şeyler katılmamalı, bu davranışı yapanlar mutlaka uyarılmalıdır.

Okul servisiyle okula giden öğrenciler, öndeki arkadaşlarını sırtından ittiklerinde öğrenci kafasını koltuğa vurabilir ve hatta başı camdan dışarı çıkabilir. Hareket halindeki araçlarda sözlü şakalar bile şoförün dikkatini dağıtarak, kaza yapmasına zemin hazırlar.

‘Tutmasaydım, düşecektin!’

Okulun bahçe duvarında oturup, diğer öğrencileri izleyen çocuklara yapılan sözde şaka ‘tutmasaydım düşecektin’; genellikle öğrencinin duvardan aşağı düşmesiyle sonuçlanır. Burada öğrenci yüksek bir yerde otururken, diğer arkadaşı ona sessizce yaklaşır ve sıkıca kavrayıp önce ileriye doğru itekler, sonra da geri çekerek ‘tutmasaydım düşecektin’ der. Korkudan yüreği ağzına gelen öğrenci de bu kötü şakadan rahatsız olur. Bazen öğrenci, arkadaşını ittikten sonra geri tutamaz ve arkadaşı duvardan aşağı düşer. Bu sırada kafası yere çarpabilir, vücudunda kırık, çatlak ve zedelenmeler oluşabilir. Hatta duvarın altında duran başka bir öğrencinin üzerine düşerek çok daha ciddi yaralanmalar meydana gelebilir.

Öğrenciler şakaların tehlikeleri konusunda bilgilendirilmelidir

Çocukların, eğlenmek, arkadaşlarıyla iyi vakit geçirmek için yaptıkları şakaların bazen kötü sonuçlar doğurabileceği onlara anlatılmalıdır. Öğrenciler, şakaların ne gibi kazalara sebep olabileceğini bilirlerse daha dikkatli davranacaklardır. Çünkü şaka yaparken, nasıl sonuçlanacağının farkında ve bilincinde değillerdir. Öğretmen ve ebeveynler, varsa çevrelerinde yaşanan şaka kazalarından örnekler vermeli ve insanların istemeden ne kadar zor durumda kalabildiğini izah etmelidir.

Empati (duygudaşlık), öğrencilere öğretilmelidir

Öğrenci, kendisini arkadaşının yerine koyarak az sonra yapacağı şaka eğer kendisine yapılsaydı ne tepki vereceğini düşünmelidir. Empati, hem kendimizi hem de karşımızdakileri doğru anlamamıza yardımcı olur. Böylelikle yanlışlardan olabildiğince uzak durmuş oluruz. Empati, çocukları psikolojik olarak rahatsız eden sözlü şakaları da yok eder. Arkadaşına bir söz söylemeden önce iki kez düşünen çocuk, duygudaşlık sayesinde iletişim yeteneğini de geliştirir.

Okulda çocuğun şiddete maruz kalmasını, akran istismarı ve rahatsız edilmeyle karşılaşmasını önlemek için bütün kesimlere önemli görevler düşmektedir. Merak ettiğiniz konuları, teklif ve düşüncelerinizi bize yazabilirsiniz.

 

Hazırlayan: Mustafa OĞUZ

Sivil Toplum Akademisi Gönüllülerle İletişim Sorumlusu

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Giriş Formu